''Dipte başka bir Edis var, onu sahneye taşıdım''
Pop müzik dünyasında Edis rüzgarı falan esmiyor, bildiğiniz fırtınası kopuyor. Sadece bir single ve bir albümle bu kadar geniş hayran kitlesini nasıl edindi? Harbiye’yi nasıl oldu da ilk konserinde tıka basa doldurdu?

Geçtiğimiz günlerde Harbiye’deki ilk konserini verdin. Yer yerinden oynadı. Tek albümle böyle bir başarı yakalaman inanılmaz.
- Gerçekten çok büyülü bir akşamdı.
Harbiye’deki gelmiş geçmiş en kalabalık “ilk konser”miş galiba...
- Bana da öyle söylediler. Genel konjonktüre göre de çok ciddi bir seyirci sayısına ulaşılmış. Ama benim seyircim her zaman iyidir, bu durumu Harbiye’de fark ettiler. Çünkü Harbiye hem basın için çok önemli bir yer hem de sanatçılar için bir nevi er meydanı. Yoksa daha önce 60 bin kişiye de konser verdim.
Seni canlı canlı izlemek için Harbiye’ye akın eden 6 bin kişi, izledikleri şovdan memnun kaldı mı dersin?
- Evet, kaldılar. Dediğim gibi çok büyülü bir anı paylaştık. Ben konserlerime ve kliplerime bazı kodlar koyarım. Hep bir metaforum vardır.
Ne gibi bir metafor?
- Onu anlatmam, özel kalsın (gülüyor). Ama ana düşüncesini söyleyeyim: Büyüle ve büyü. Tırnak içinde böyle bir cümleyle başladık konsere biz.
İnsanlar senin sahnenin nesinden büyüleniyor olabilir?
- Bu karşılıklı bir durum, ben de onlardan büyüleniyorum ve bunu işime yansıtıyorum. Sonuç böyle oluyor.
Dipte başka bir Edis var, onu sahneye taşıdım
İlk albümün adı neden “An”dı?
- Benim felsefi bir tarafım var. Dipte bir başka Edis var ve albümde onu göstermeye çalıştım. O Edis’i sahneye de taşımak istedim.
Hangi “an”dan söz ediyorsun albümde?
- Birçok andan... Dalga geçtiğim anlar da var, çok mutsuz olduğum anlar da, şükrettiğim anlar da. Anda olabilmek önemli. Zaten sahne işi de anda kalmak üzerine kuruludur. Tiyatrocular da ses sanatçıları da anda, şimdide kalmalıdır.

Sen sahnedeyken anda kalabiliyor musun? Bu çok zor bir şey, insanlar başarabilmek için özel spiritüel çalışmalar falan yapıyorlar bildiğim kadarıyla.
- Açıkçası zaman zaman zorlandım Harbiye’de... Bazen kopmuşum zaten. Onur Baştürk yazdı bunu. Hatta annem de söyledi.
Ne dedi annen?
- “İlk üç-dört şarkıda bir yerlere bakıyordun” dedi. Ben de dedim ki “Büyülenmiştim”... “Büyüle” diye başladığımız gecede karşılıklı büyülendik gerçekten. Seyirciye ilk lafım da “Büyülediniz beni” oldu.
Telaş, panik durumları ne alemdeydi? Madem ki Harbiye sanatçıların er meydanı...
- Sahneye kendinizden çok emin çıkıyorsunuz ama Harbiye’nin bir başka etkisi, bir başka gücü var. O özgüven sarsılabiliyor. Düşünün, ben yıllarca orada Sezen Aksu’yu, Tarkan’ı, Şebnem Ferah’ı, Kenan Doğulu’yu, MFÖ’yü, onlarca önemli sanatçıyı izledim. İşte bu gerçek sahnede bir anda dank etti. Yıllarca seyirci olduğum yerde bu kez şarkıcı olarak bulunuyordum. O yüzden ilk üç-dört şarkıda durumu hazmetmeye çalıştım, bir dağıldım. Ama sonra anda kalmayı başardım.
Amerika mı yoksa Londra mı? Aklımdan geçen bu ikisi bak...
- Amerika. Geçen sene Londra’ya gitmiştim. Londra doğumluyum zaten ama 2 yaşındayken döndüm. Orada büyümedim yani, burası büyüttü beni. Ama yalan yok, çocukken Londra’da doğdum diye hava atıyordum (gülüyor). Şu anda bakıyorum da iyi ki dönmüşüz.
İzmir’i çok seviyorsun sen...
- Zaten İzmirliyim, ondan. İzmir’dir beni büyüten yer. Aslında sadece ben değil birçok sanatçıyı büyüten yer.
Homeros’tan başla hatta, sadece sanatçı da değil. Çok özel bir havası var. Gerçi İzmir’in ruh halini kaybettim, artık kozmopolit bir şehrin üyesiyim. Oraya her gittiğimde “Ben İstanbullu olmuşum” diyorum.
O kadar makarna, pizza yiyince kafam iyi oldu
Yurtdışında nereleri seviyorsun?
- Çok yer gezdim ama Roma’ya ilk kez bu sene gittim. Resmen âşık oldum. Normalde hamur işi sevmem, gluten falan yemem ama orada mecbur kalıyorsun.
O kadar makarna, pizza yiyince kafam iyi oldu herhalde, “Allah’ım ne kadar güzel bir hayat” demeye başladım. Arkadaşım “Sen normalde bunları yemiyorsun ya, ondan olabilir mi?” diye sordu. Dedim “Muhtemelen” (gülüyor). Burada hamur işi yemiyorum, alkali su içiyorum, çok sağlıklı beslenmeye dikkat ediyorum normalde. Bundan mıdır bilmem, Roma gerçekten çok sevilesi bir yer gibi göründü bana.
Sadece Roma mı var “en sevilenler” listende?
- Hayır tabii ki... Stres atacaksam, kafamı dağıtacaksam, oralarda arkadaş çevrem geniş olduğu için ya Londra ya Paris oluyor tercihim. Geçen sene Londra’ya taşınma girişiminde bulundum. Prodüktörlerle konuştum, müzisyenlerle tanıştım. Buradan uzaklaşacaktım yani ciddi ciddi.
Neden vazgeçtin?
- Buradaki kontrolümü kaybederdim, o yüzden. Bir de global bir iş yapmak için oralara gitmek zorunda değilsin, bunu fark etmiş durumdayım. Burada da çok yetenekli insanlar var. Arada gidip geleceğim, o yeterli. Tülay Demir (Hürriyet)
(En ilginç magazin haberlerini anında öğrenmek için instagram'daki @bilalozcannofficial ve @bilalozcancom hesaplarımızı da takip edebilirsiniz)